Malatyalı Ali Rıza Dayının Cenazesi

Malatya’da Sağ-Sol Döneminde olan komik bir anı: Ali Rıza Dayının Cenazesi..! 

Malatyalı Üst düzeyde bir bürokrat anlatıyor… 

Yıllık iznini geçirmek için Malatya’ya gelmiş. Daha otobüsten iner inmez  “Ali Rıza Dayı öldü” demişler.  Seksen, doksan yaşlarında kimsesiz bir komşuları varmış… O ölmüş. 

   “Adımız yüksek bürokrata çıkmış ya…” diyordu.  İlgilenmezsen bir türlü, ilgilensen bir türlü… Dürzü tam da ölecek zamanı bulmuş. Cebimde belli bir miktar para var. Sarf etsem burada kalacağız; etmesem laf edecekler. Çar naçar çare düşünmeye başladım. Cenazeyi kaldırmak bize düşerdi. Bir ara belediyeye haber vermek geçti içimden… Olmazdı. 

“Koskoca bilmem ne genel müdürü olmuş; gariban bir komşusunun cenazesini kaldırtamadı…” 
Diyeceklerdi. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal… Sabaha kadar uyuyamadım. Birden kafamda bir şimşek çaktı.. 

“Bu cenazeyi ideolojik gruplara kaldırtayım” dedim. Önce Ülkü Ocağına gittim. Daha erkendi; kimse gelmemişti. Söğütlü Cami Kahvesi’nde bir çay içtim. Gelmelerini bekleyecektim. Bekledim bekledim gelmediler. Orada TÖBDER’e geçtim. Odanın birinde bir iki kişi oturuyordu. 

– Faşistler bir devrimci kardeşimizi öldürmüşler.. 

Dedim. Ortaya bir bomba düşmüş gibi oldu. Heyecanla etrafıma toplandılar ve arka arkaya sorular sormaya başladılar: 

– Neredeymiş bu devrimci?… 

– Kimmiş, adı neymiş?… 

– Nasıl öldürmüşler? 

– Hiç birini bilmiyorum; ben de başkasından duydum. Doğru mu, yalan mı? Onu bile bilmiyorum. Ölenin adı Ali Rıza’ymış, adresi de şuymuş…  Dedim ve oradaki karambolden sıvıştım.. Bayağı korkmuştum. İşin içinde bir de savcılık karışacaktı. Cinayet ihbarı, otopsi, ifadeler, şu bu derken… Bizim tatil zehir olacaktı. Eve gittim, içeriye kapandım. Beklemeye başladım. Saat on bir buçuk on iki oldu. Nereden geldilerse geldiler. Mahallenin sokakları tıklım tıklım doldu. Öleni genç birisi sanıyorlardı. 

Ölüyü yıkayan imamdan başka kimse cenazeyi görmemişti. Birbirlerine Ali Rıza’dan anılar anlatıyorlardı. Ali Rıza’yı tanımak büyük bir onurmuş. Çok bıçkın, çok yiğitmiş. Bir gün Vali’nin yüzüne karşı: 

“Faşist Valiii…Pek yakında hepinizden hesap soracağız” 

diye bağırmış.. Herkes birbirine başın sağ olsun  diyor, hep bir ağızdan bağırıyorlardı: 

– Devrimciler ölmez!… 

O yalnız keskin bir devrimci değil, aynı zamanda büyük bir teorisyenmiş. Yakınları O’nun yeni teorilerini öbürlerine anlatmaya çalışıyorlardı. Ne var ki bu büyük acı içerisinde net bir biçimde anlatma olanağı yoktu.. 

” Bıraktığı boşluk doldurulamaz..”  Diyorlardı. Gizli bir komut verilmiş gibi sol yumruklar birden havaya kalkıyor ve hep bir ağızdan bu kez de: 

– Kanın yerde kalmayacak!..  Diye haykırıyorlardı.. İkindiye doğru cenazeyi kaldırdılar. Tabut eller üzerinde gidiyordu. İkide birde sol yumruk havada hep bir ağızdan slogan atıyorlardı: 

– Ali Rıza’lar ölmez!.. Kahrolsun faşistler!.. 

Zavallı Ali Rıza dayı belki de açlıktan ölmüştü. Malatya’da bir ay kadar kaldım. Dönmeden bir gün önce mezarına gittim. Üzerinde yeni konulmuş kırmızı güller, çiçekler vardı. Ve mezar taşında da kızıl bir yazıyla ” Devrimciler Ölmez ” tümcesi… 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git
Yandex.Metrica