Hikayeler

Daha henüz 18 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmış, dert içinde eve kapanmıştı. Sokağa çıkmıyordu. Annesi... Bir de kendisi... O kadardı bütün hayatı... Bir gün fena halde bunaldı, dayanamadı, attı kendini sokağa. Bir yığın vitrinin önünden geçti. Tam bir CD satan dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaşlarında harika bir...
Bir padişah acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş, geminin mihnetini tatmamıştı. Ağlamaya, inlemeye başladı. Tir tir titriyordu. Avutmak için çok uğraştılar, ama bir türlü sakinleşmedi. Padişahın keyfi kaçtı. Herkes aciz bir vaziyetteyken gemide bulunan yaşlı bir adam padişahın huzuruna çıktı, 'Müsaade buyurursanız ben onu sustururum' dedi. Padişah da 'Lütfetmiş olursunuz' dedi. Yaşlı adam emretti, köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar,...
Ne zaman öleceğim? Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yasam şansı beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden bağışıklık oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve "Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı" dedi.   Kan nakli ilerlerken sordu: "Ne...
Bugün bir yazı okudum. Okuyunca donakaldım. Kahroldum. Efendim, Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu gerçek bir Türk hanımefendisi. Finlandiya’da doçentlik ünvanını alan ilk yabancı. Kendisi kireçlenmenin müsebbibi olan ve nanobakteri adı verilen mikrobu bulmuş. Bu buluşu nedeniyle dünyanın her yerinden davetler, ödüller almış. 2,5 yıldan beri NASA’da (Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi) çalışan ilk Türk Bilim Kadını. Önümüzdeki yıllarda da kalp ve böbrek hastalıklarının teşhisine ilişkin, patenti yüzlerce milyon dolar değerinde önemli bir buluşu açıklanacakmış. Buraya kadar...
Kaf Dağı’nın arkasındaki küçük bir ülkede kendini beğenen bir kral varmış. Bir gün kralın kâhinleri gaipten haber getirirler; “Kralımız sizi çok seviyoruz. Yarın öğleden sonra bir yağmur yağacak, bu yağmurda ıslanmamaya çalışın. Çünkü bu yağmurda ıslananlar delirecekler.” Kral kendisini düşünen kâhinleri hediyeler vererek uğurlar. Ertesi gün öğleden sonra yağmur yağmaya başlar. Yağmurda ıslanan insanlar delirirler. Delirmeyen kimse kalmaz, kralın dışında. Ülke âdeta tımarhaneye dönmüştür. Başlarda halinden memnun olan kral, zamanla ülkede...
Evli çift, fakir olduğundan istedikleri şeyleri hiçbir zaman alamamışlar..! Adamın babasından yadigar bir saati varmış. Fakat bu saatin zinciri yokmuş. Adamın tek hayali babasından kalan bu hatıraya gümüş bir zincir alabilmekmiş. Karısının da o kadar güzel saçları varmış ki, o saçlara yakışır gümüş bir toka almak istermiş ömrü boyunca. Evlilik yıldönümlerinde kadın bir perukçuya gidip saçlarını satmış. Aldığı parayla da ucuz bir peruk alıp başına geçirmiş. Kalan parasıyla da eşinin babasından kalan saate, eşinin...
Atatürk, Mersin'e yaptığı gezilerden birinde, kentte gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş: “Bu köşk kimin?” “Kirkor'un.” “Ya şu koca bina kimin? “Yorgo'nun.” “Ya şu apartman kimin?” “O da Salomon'un.” Atatürk biraz sinirlenerek sormuş: “Onlar bunları yaparken ya siz neredeydiniz?” Toplananların arkalarından yaşlı bir köylünün sesi duyulmuş: “Biz Yemen'de, Tuna boylarında, Balkanlar'da, Arnavutluk dağlarında, Kafkasya'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savaşıyorduk paşam!” Atatürk bu hatırasını naklederken: “Hayatta cevap veremeyeceğim yegâne insan bu ak saçlı ihtiyar olmuştur.” der.
Küçük çocuk bir gün eve geldiğinde annesine bir kağıt verdi ve “Bu kağıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi”. dedi. Annesi kağıdı gözyaşları içinde oğluna sesli olarak okudu: “Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin.” Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim adamlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken...
Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa da, evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne kadar da dil dökmüşlerdi. Ama şimdilerde, küçük bir söz, ufak bir hadise aralarında orta çaplı bir kavganın çıkasına yetiyordu. Bir akşam oturup ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler. Her ikisi de, boşanmayı istememekle beraber, işlerin...
İstanbul Arakiyeci (Takkeci) İbrahim Ağa Camiinin ilginç hikayesi 1500’lü yılların Topkapı’sında yaşayan Takkeci İbrahim Ağa’da inanırdı mucizelere. Surların dibinde küçücük bir kulübede namaz takkeleri örüp, satarak geçimini sağlayan fakir bir takkeciydi İbrahim Ağa. Fakir olmasına fakirdi ama gönlü zengindi, engin bir tevazu ve tevekkül sahibiydi. Kanaatkardı. Bir hayali vardı: Cami yaptırmak. O bu hayalinden bahsettikçe: “-İbrahim Ağa, neyle yaptıracaksın camiyi? Ekmeğini zar zor kazanıyorsun” derlermiş. Ne var ki o yitirmezmiş umudunu :”Umulur ki...
Sayfa başına git
Yandex.Metrica